❀ Paranoiac Oyun İncelemesi & Rehberi ❀
Herkese merhaba! (˶ᵔ ᵕ ᵔ˶) Bugün Uri'nin yapmış olduğu Paranoiac adlı piksel korku oyunundan bahsetmek istiyorum. Uri'yi belki The Strange Man serisinden veya Mermaid Swamp oyunundan zaten tanıyorsunuzdur. Eğer bu tarz oyunlara ilginiz varsa Carry Potter'ın Mermaid Swamp videosunu da kesinlikle izlemenizi tavsiye ederim, oyunu gerçekten harika özetlemiş.
Oyunu aslında ayın 19’unda bitirdim ama ancak yazıya dökebiliyorum. Bu arada oyunun bir remake sürümü de mevcut fakat ben orijinal versiyonları daha çok sevdiğim için ilk halini oynadım. Bitirmem yaklaşık 2 saatimi aldı.
Yazının gidişatından da kısaca bahsedeyim: Önce oyunun genel konusuna değineceğim, ardından oynanış ve detaylı hikaye akışına geçeceğim. Son olarak da kendi fikirlerimi paylaşarak kapanışı yapacağım.
Oyunda Miki Takamura adında genç bir kızı canlandırıyoruz. Teyzemiz vefat ettikten sonra bize ondan bir ev kalıyor ve biz de bu eve taşınmaya karar veriyoruz. Ancak eve adım atar atmaz başımıza gelmeyen kalmıyor. Spoiler vermemek adına konusu hakkında şimdilik sadece bu kadarını söyleyebilirim.
Giriş
Teyzemizin ölümünün üzerinden 3 yıl geçmiş ve biz de bazı kişisel nedenlerden dolayı onun mirası olan eve taşınıyoruz. Gerçi buraya ev demek biraz hafif kalır, bildiğiniz malikane gibi bir yer. Dubleks ve her katında en az 5 oda var. Daha önce Mermaid Swamp’ı oynadığım için bu ev bana hiç yabancı gelmedi, zira mekan tasarımları ve çizim stili neredeyse birebir aynı.
Eve girer girmez teyzemizden kalan eşyalarla dolu odaları tek tek gezmeye ve nesneleri incelemeye başlıyoruz. Bütün odaları keşfedip her detayla etkileşime girdikten sonra aniden aşağı katta bulunan ev telefonu çalıyor. Arayan kişi annemiz. Bize nasıl olduğumuzu sorup bavulumuzun da bir süre sonra geleceğini söylüyor. Biz iyi olduğumuzu belirttikten sonra merakla soruyoruz: "Neden birçok oda kilitli?"
Evet, başta söylemeyi unuttum ama özellikle üst kattaki odaların birçoğu kilitli. Annemizde anahtar olup olmadığını sorduğumuzda, teyzemizin bir kompleksi olduğunu ve evdeki kapıları sürekli kilitli tuttuğunu öğreniyoruz. Annemiz elimizden geleni yapmamızı, gerekirse çilingir çağırabileceğimizi söyleyip telefonu kapatıyor.
Telefon konuşmasından sonra duşa girip üst kattaki misafir odasında yatmaya niyetleniyoruz. Tam odaya geçecekken dış kapının girişindeki askılık bir anda yere düşüyor. Askılığı ve üstündeki teyzemize ait ceketi düzeltirken, ceketin cebinde bir anahtar buluyoruz. Yorgun olduğumuz için hangi kapıya ait olduğunu yarın öğreniriz diyerek yatağa geçiyoruz ve tam o sırada ilk jumpscare’ı yiyoruz:

Yarım bıraktığımız işe dönüp bahçedeki çiçeğin altını kazıyoruz ve bir anahtar buluyoruz. Bu anahtar, üst katta en solda bulunan kiler benzeri odaya ait. Kilerde bir anahtar daha buluyoruz ama henüz kullanamıyoruz. Önce aşağı kattaki kasaya "saeki" şifresini girip oradan çıkan anahtarı almamız lazım.
Faks makinesini tekrar kontrol ettiğimizde saç resminin kaybolduğunu, yerine Hayakawa'nın bahsettiği gerçek faksın geldiğini görüyoruz. Şimdi kilerden aldığımız anahtarı kullanma vakti. Üst kat en sağdaki eniştemizin odasını açıyoruz. Kitaplıkta bir not daha bizi karşılıyor: "Sessizlik, mutluluk, huzur. Hepsini sıralanmış bir şekilde görüyorum ama mutluluğa sahip değilim. Giymeye çalışıyorum ama içi boş."
Buradaki yönlendirmeyle giyinme odasına gidiyoruz. Odada yan yana duran 3 elbise var ve ortadaki pembe elbise "mutluluğu" temsil ediyor. Elbiseden çıkan anahtar ile alt kat en soldaki kilitli odayı açıyoruz. Burası bir piyano odası. Piyanoyu çaldığımızda içinden metalik bir ses geliyor ve bir anahtar daha buluyoruz. (Bu arada piyanoda çalan parçayı gerçekten çok beğendim♡)
Sabah olduğunda korku içinde annemizi arayıp eve dönmek istediğimizi söylüyoruz ama nafile... Annemiz "Ne olduğunu bilmiyorum ama orası artık senin evin!" diyerek telefonu suratımıza kapatıyor.
Bulduğumuz anahtar ile koridorun aşağısında soldan ikinci odayı açıyoruz; burası bir çocuk odası. Çöp kutusunda bir not buluyoruz: "Karanlıkta düşündüm. Işığı bulabildim ama geri dönüş yoktu."
Gün 4
Rüyamızda teyzemizin tavanda asılı olduğunu görüp dehşetle uyanıyoruz ve kendimizi birden teyzemizin evinde buluyoruz.Miki, Miura'nın bizi buraya getirdiğini düşünse de ben öyle olduğunu düşünmedim. Miura'nın evine dönmeye çalışırken ceset yine peşimize takılıyor. Alt kat sağ ortadaki odanın dolabına saklanıyoruz.
Bugün jinekoloğa gittim.
Doktor genişçe gülümsedi ve kısırlık tedavisinin işe yaramış olması gerektiğini söyledi.
Görünüşe göre iki aylık hamileyim.
O kadar mutluydum ki, dalgınlıkla işteyken onu aradım.
Neyse ki o da en az benim kadar sevindi.
Yakında kız kardeşimle de iletişime geçmeliyim.
Kız kardeşimin evine gittim ve ona haberi verdim.
Beklendiği gibi, hoşnutsuz görünüyordu.
Beni, sırf zengin kocam kaçıp gitmesin diye çocuk yapmakla suçladı.
Kız kardeşimin benden ne zaman bu kadar nefret etmeye başladığından emin değilim...
Annemle babamın ölümleri yüzünden olmuş olmalı.
Oysa ben, beni büyüttüğü için ona herkesten çok minnettarım...
Kız kardeşimin evinden adeta kovularak ayrıldım.
Ama küçük Miki yanıma geldi ve "Tebrikler" diye fısıldadı.
Son zamanlarda bolca peluş oyuncak yapıyorum.
Bebek için de kıyafetler dikiyorum.
Onunla bir an önce tanışmak istiyorum...
Eğer bebek erkek olursa peluş oyuncakları istemeyebilir...
Onları bunun yerine mahalledeki çocuklara verebilirim.
Bir süredir hiçbir şey hissetmiyordum.
Bebek artık hareket etmiyordu.
İlk ağlayışını hiç duyamadım.
Tıpkı babasına benzeyen bir erkek çocuktu.
Bir cenaze töreni ve kremasyon (yakma işlemi) yapıldı.
Onunla konuşmaktan korkuyorum.
Bir katil olarak suçlanmaktan ve sözlü şiddet görmekten dehşete düşüyorum.
Kız kardeşim telefonda halime güldü.
"Eh, güzel. Senin gibi utanmazca iyimser bir kız zaten bir anne olamazdı."
Terk etti.
Benimle devam edemeyeceğini söyledi.
Mutlu bir aile kurmak istiyormuş.
Bu yüzden gitti.
Bana tek kalan bu ev oldu.
Komşular benim bir katil olduğuma dair dedikodular yayıyor.
Televizyondaki haberciler bile öyle olduğumu söylüyor.
Diktiğim peluş oyuncaklar bile öyle söylüyor.
Herkes benden nefret ediyor.
Korkuyorum.
Etrafımdaki herkes benden nefret ediyor.
Herkes beni öldürmek istiyor.
Güvende hissedebilmem için her şeyi kilitlemem ve anahtarları saklamam gerek, yoksa güvende hissedemem.
Kız kardeşimle konuştum ve bana deli dedi.
Ölmeyi hak eden bir deli.
Miki bile bana ölmemi söyledi.
Sanırım ben de ölmeliyim.
İkinci kattan atladım ve bacağımı kırdım.
Mavi giysili insanlar tarafından götürüldüm ve beyaz giysili insanlar tarafından kapatıldım.
Bugün nihayet beyaz binadan kurtuldum.
Şimdi tek şansım.
Eğer çok yavaş olursam tekrar yakalanacağım.
Sadece depodaki ipi bulmam gerekiyor.
Görünüşe göre teyzemiz son zamanlarında birçok şeyi kafasında kurmuş. (En azından annemizin olduğu kısımlar dışında her şeyi...) Teyzemizin yaşadıklarını okuduktan sonra Miura kapımızı çalıyor. Bizi neden eve getirdiğini sorduğumuzda şok edici bir gerçekle karşılaşıyoruz: Aslında eve kendimiz yürüyerek gelmişiz. Miura'nın dediğine göre kendisi evi kontrol edip döndükten sonra Miki aniden ayağa kalkmış ve "Ben eve dönüyorum." diyerek çıkmış.
Miura, canavar konusunda bize inandığını söylese de evde hiçbir iz olmadığını, kuyuda ise ne bir delik ne de mağara olduğunu belirtiyor. Yaşadığımız şeylerin psikolojik olduğunu söyleyerek bir doktora görünmemizi tavsiye ediyor.
İşte burada oyun bize 2 seçenek sunuyor:
Ya her şeyin bir halüsinasyon olduğunu kabul edeceğiz.
Ya da gerçekten bir canavarın varlığını savunacağız.
Canavarın varlığını savunup Miura'dan evi terk etmesini istiyoruz. Ardından annemiz bizi arıyor. Sesimizin ağlamaklı olduğunu fark edince ne olduğunu soruyor. Ağlayarak her şeyi anlatıp yardım istediğimizde ise annemiz suratımıza gülüyor ve tıpkı teyzemiz gibi deli olduğumuzu, kendimizi öldürmemiz gerektiğini söylüyor.
Gün 5
Gecenin bir köründe sesler duyup teyzemizin kendini astığı odaya gidiyoruz. Bu sefer ip boş değil, sürekli görüp durduğumuz ceset asılı duruyor ve bir anda yere düşüyor. Eğer halisünasyon seçeneğini seçtiyseniz burada Miki bunun gerçek olmadığına kendini inandırmaya çalışırken ceset ona daha da yaklaşıyor ve ölüyor. Sonrasında bir gazetede haber olarak öldüğümüz belirtiliyor.
Diğer seçeneği seçtiyseniz eğer koşup bodrum kata gitmeniz lazım. Ancak burada saklanacak bir yer yok. Ceset bize yavaşça yaklaşıyor, tam saldıracakken masada duran oyuncak ayının biri yere düşüyor. Ayının ayağının altında "Miki" yazılı bir dikiş var. Bunun gördüğümüz an geçmiş anılarımıza dönüyoruz.
(Bu sahnede Miki'nin saç renginden kişiliğine kadar teyzesine ne kadar çok benzediğini düşünmeden edemedim.)Anıda, annemiz ile teyzemizin tartışmasını kapı arkasından dinliyoruz. Annemiz teyzemizi azarlayıp çekip gittikten sonra içeri giriyoruz. Teyzemiz hamile olduğunu müjdeleyip istersek bize de bir oyuncak ayı dikebileceğini söylüyor. Miki buna çok seviniyor.
Anı bittiğinde Miki derin bir pişmanlıkla haykırmaya başlıyor: Annesinden korktuğu için teyzesine yardım edemediğini, onun aslında doğacak bebeğini ne kadar çok sevdiğini dile getiriyor. Teyzesinden özür dilerken ceset biraz daha yaklaşıyor ve Miki bayılıyor.
Gözlerimizi Miura'nın bizi uyandırmasıyla açıyoruz. Bu olaydan sonra ceset bir daha hiç görünmüyor. Hastanede Miki'ye şizofreni teşhisi konuluyor.
Son sahnede eşyalarımızı toplarken Miura helalleşmek için yanımıza geliyor. Ona hem kendimizin hem de annemizin tedavi göreceğini, işler yoluna girdiğinde gerçekten teyzemizin evine taşınacağımızı söylüyoruz. Ve hikayemiz burada sona eriyor.











*★,°*:.☆:*.°★* 。
YanıtlaSil>ᴗ<
Sil